Bisiklet ve Yolun Bilgeliği
- 6 gün önce
- 3 dakikada okunur
Bir Zen ustasına sorarlar:
"Usta, aydınlanmaya ulaşmanın yolu nedir?"
Usta cevap verir:
"Yürümek."
"Peki ya varmak?"
"Yürümeye devam etmek."
Bisiklet de biraz böyledir.
Birçok insan bisiklet sürmek ister. İşe bisikletle gitmek ister. Uzun turlara katılmak ister. Şehrini, ülkesini, dünyayı iki teker üzerinde keşfetmek ister. Ama istemek ile yapmak arasında görünmez bir duvar vardır.
"Hava biraz daha güzel olsun."
"Trafik biraz azalsın."
"Yollar daha güvenli olsun."
"Biraz daha form tutayım."
"Şu yokuş olmasa."
"Çok yorulmayayım."
"Daha iyi bir bisiklet alayım."
Bekleriz.
Sonra biraz daha bekleriz.
Hayat da beklediğimiz yerde akıp gider.
Zen öğretisinde bir söz vardır:
"Nehrin kenarında oturup hayatı seyredebilirsin. Ama suyun nasıl olduğunu ancak içine girince anlarsın."
Bisiklet tam da budur.
Bilmek değil, yapmaktır.
Bisiklet hakkında yüzlerce video izleyebilirsin. Binlerce kilometrelik tur hikâyeleri okuyabilirsin. En iyi ekipmanları araştırabilirsin. Ama ilk pedala basmadıkça hiçbir şey öğrenmiş sayılmazsın.
Çünkü bisiklet teorik bir bilgi değil, deneyimdir.
Denge kitaplardan öğrenilmez.
Rüzgâr anlatılarak hissedilmez.
Yokuşlar okunarak çıkılmaz.
Pedala basarsın ve öğrenirsin.
Zen ustaları zihnin sürekli gelecekte yaşadığını söyler. İnsan sürekli hesap yapar:
"Ya yağmur yağarsa?"
"Ya lastik patlarsa?"
"Ya yorulursam?"
"Ya trafik olursa?"
Fakat gerçek hayat hesaplanan yerde değil, yaşanan yerdedir.
Bisiklet bunu her sürüşte öğretir.
Yola çıkarsın.
Karşına ne çıkacağını bilemezsin.
Belki bir yokuş.
Belki bir dost.
Belki muhteşem bir gün batımı.
Belki hiç planlamadığın bir sokak.
Belki de uzun zamandır aradığın bir cevap.
Aslında yolun güzelliği de buradadır.
Bilinmezlik.
Zen ustaları varılacak noktadan çok yolun kendisiyle ilgilenir.
Bisikletçi de böyledir.
Çünkü bir süre sonra fark edersin ki önemli olan Sarıyer'e ulaşmak değildir.
Önemli olan Boğaz boyunca esen rüzgârdır.
Önemli olan işe varmak değildir.
Önemli olan sabah şehrin uyanışını izlemektir.
Önemli olan kilometre değildir.
Önemli olan o kilometre boyunca yaşadıklarındır.
Aslolan yoldur.
Varış noktası yalnızca bahanedir.
Modern insan sürekli mücadele halindedir.
Trafikle kavga eder.
Toplumla kavga eder.
Kendisiyle kavga eder.
Doğayla kavga eder.
Zamanla kavga eder.
Bisiklet ise tuhaf bir şekilde bu kavgaların çoğunu anlamsızlaştırır.
Çünkü bisiklet bir yarış değil, bir akıştır.
Rüzgâr varsa ona karşı savaşmazsın.
Vites değiştirirsin.
Yokuş varsa öfkelenmezsin.
Ritmini değiştirirsin.
Yağmur varsa söylenmezsin.
Kendini ona göre ayarlarsın.
Bir süre sonra hayatın da böyle olduğunu anlarsın.
Her şeyi değiştirmek zorunda değilsin.
Bazı şeylerle birlikte hareket etmeyi öğrenmen yeterlidir.
İşte bu yüzden bisiklet bir ulaşım aracı olmanın ötesinde pasif bir direniştir.
Daha hızlı olma baskısına karşı bir direniş.
Daha fazla tüketme baskısına karşı bir direniş.
Sürekli yetişme telaşına karşı bir direniş.
Daha büyük motorlar, daha büyük yollar ve daha büyük hızlar isteyen dünyaya karşı sessiz bir itirazdır.
Gürültü çıkarmadan.
Kimseyle kavga etmeden.
Sadece pedala basarak.
Bisikletli insan şunu söyler:
"Ben başka türlü yaşayabilirim."
Ve bunu slogan atarak değil, yaşayarak gösterir.
Zen'in öğrettiği gibi.
Sözle değil, eylemle.
Bir başka Zen hikâyesinde öğrenci ustasına sorar:
"Gerçeği nasıl bulacağım?"
Usta çayını doldurmaya devam eder.
Fincan taşar.
Öğrenci şaşkınlıkla bakar.
"Usta, fincan doldu."
Usta cevap verir:
"Senin zihnin de öyle."
Bisiklet de bizi biraz boşaltır.
Pedal çevirdikçe gereksiz düşünceler azalır.
Kafamızdaki gürültü yavaşlar.
Zihnimiz sadeleşir.
Bir ağacı fark ederiz.
Bir martının sesini duyarız.
Bir sokağın kokusunu hissederiz.
Yıllardır önünden geçtiğimiz bir binayı ilk kez görürüz.
Çünkü sonunda bakmaya başlamışızdır.
Bisiklet gözlem öğretir.
Müdahale etmeden bakmayı öğretir.
Akışta kalmayı öğretir.
Kendini tanımayı öğretir.
Nefesinin sınırlarını.
Bacaklarının gücünü.
Sabırsızlığını.
Korkularını.
Cesaretini.
Yokuşlarda bedenini tanırsın.
İnişlerde korkularını.
Uzun yollarda zihnini.
Yalnız sürüşlerde kendini.
Bir süre sonra anlarsın ki aslında keşfettiğin şehir değilmiş.
Kendinmişsin.
Zen karmaşık değildir.
Bisiklet de değildir.
İkisi de aynı şeyi söyler:
Daha fazla düşünme.
Daha fazla hesap yapma.
Daha fazla erteleme.
Yola çık.
Pedala bas.
Nefes al.
Etrafına bak.
Akışta kal.
Hayat kusursuz koşullar oluştuğunda başlamaz.
Hayat, sen harekete geçtiğinde başlar.
Bisiklet bunu her gün yeniden hatırlatır.
Ve belki de bütün bilgelik şu kadar basittir:
Yol seni bekliyor.
Pedala bas ve git.





Yorumlar