top of page

Minab Bisiklet Kervanı
Diyarbakır’dan Minab’a Barış, Dayanışma ve Vicdan Yolculuğu

Her büyük hikaye bir kıvılcımla başlar; ancak bazı hikayeler vardır ki, vicdanın ve insanlığın en saf haliyle örülerek tüm dünyaya yayılan küresel bir çığlığa dönüşür. 2 Ekim 2026 tarihinde Diyarbakır’dan başlayıp İran’ın Minab şehrinde nihayete eren **Minab Bisiklet Kervanı**, tam da böyle sarsıcı ve onurlu bir direnişin adıdır.

İran’da hazırlanan ve bu büyük yolculuğu ölümsüzleştiren animasyon film, kervanın ruhunu ve amacını en saf dille gözler önüne seriyor. Animasyonda, televizyon ekranına düşen acı haberle sarsılan aktivistlerin, sırtlarına taktıkları okul çantalarından heybelerle yola koyuluşu; dağları, yokuşları ve sınırları aşarak yıkık bir okul enkazında melek çocuklarla kucaklaşması resmediliyor.

Bu etkinliğin temel amacı; Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’da, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar dünyanın dört bir yanında sürdürdüğü emperyalist saldırılara, savaş suçlarına ve özellikle Şeceretü’s-Tayyibe Okulu'nda bombalarla katledilen 168 masum çocuğun acısına karşı ses yükseltmektir. Savaşın, silahların ve sömürünün egemen kılınmak istendiği bir dünyada; çocukların saflığını, masumluğunu ve Tarihi İpekyolu’nun barışçıl kültür alışverişini bisikletin silahsız ve asil diliyle yeniden canlandırmak için yola çıkılmıştır. Kervan katılımcıları heybelerine Türkiye’deki çocuklardan gelen mektupları, resimleri ve oyuncakları yükleyerek minik yüreklere umut taşımıştır.

​

Türkiye Etapları (2 Ekim – 8 Ekim)
1. Gün (2 Ekim 2026 Cuma): Diyarbakır – Bismil (Sağanak Yağmur Altında İlk Adım)

2 Ekim 2026 Cuma günü… Minab Bisiklet Kervanı’nın sadece İran’ı değil, Türkiye’yi de sarmalayan o görkemli ve maneviyat dolu hikayesi, işte bu tarihte Diyarbakır’da başladı. Bisiklet İnisiyatifi’nin sosyal medya üzerinden yaptığı tarihi çağrıya kulak veren, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 6 kişilik o fedakâr ve cesur öncü bisiklet aktivisti, Diyarbakır’da ilk kez yüz yüze buluştu. Çoğu birbirini ilk kez gören bu gönüllüler, aynı vicdani paydada, tek bir yürek olarak kervanın temelini attılar.

Diyarbakır’ın kadim halkı ve yerel sivil toplum kuruluşları bu anlamlı yola başından itibaren kusursuz bir sahiplenmeyle destek verdiler. Kervan katılımcıları, karşılarına çıkabilecek her türlü zorluğu göze alarak yola koyulmuşlardı; yanlarında çadırları, uyku tulumları ve kendi imkanlarıyla hazırladıkları kamp malzemeleri tamdı. Planları, Van'a kadar olan bu zorlu rotada kendi imkanlarıyla konaklamak ve yemeklerini kendi imkanlarıyla çözmekti. Ancak misafirperverliğiyle bilinen bölge halkı, bu fedakâr pedaldaşları hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Yolda karşılaştıkları samimi insanlar onları evlerine davet etti, sofralar kurdu ve bu dayanışmayı en sıcak şekilde hissettirdi.

Sağanak Yağmur Altında Ulu Cami Önünden Bismil’e: İlk Adımın Çmentosu
Cuma günü, coğrafyanın ve göklerin bize ilk sınavını verdiği an oldu: Sağanak yağmurun tüm şiddetiyle şehre indiği bir anda, tarihi Ulu Cami’nin önünde toplandık. Yağmura rağmen yüzlerdeki kararlılık ve gözlerdeki ışık sönmedi. Basın mensuplarının yoğun ilgisi eşliğinde yapılan ortak basın açıklamasıyla, kervanımızın barış ve adalet çığlığını Diyarbakır’dan tüm dünyaya ilan ettik.

Açıklamanın ardından pedallar ağır ama kararlı bir tempoyla dönmeye başladı. Emniyet mensuplarımız, sağladıkları araç eskortuyla güvenliğimizi titizlikle sağlarken; Diyarbakır’daki yerel destekçi arkadaşlarımız da arabalarıyla kervanımıza eşlik ederek bu ilk metrelerde yalnız bırakmadılar bizi.

Sağanak yağmurun suları altında sırılsıklam olsak da, içimizdeki o büyük inançla Diyarbakır merkezden ilk gün hedefimiz olan Bismil’e kadar pedal çevirdik. Yağmurla ıslanan yollar, kervanımızın ilk gününde attığı bu onurlu adımlarla mühürlendi.

2. Gün (3 Ekim 2026 Cumartesi): Bismil – Batman (Tarihi İpekyolu Ruhu)
Türkiye Etaplarında İkinci Gün: Bismil’den Batman’a Tarihi İpekyolu Ruhuyla Pedallamak
3 Ekim 2026 Cumartesi günü, Minab Bisiklet Kervanı’nın Türkiye etaplarındaki ikinci gününde, Bismil’in misafirperver topraklarından Batman’a doğru pedallarımızı çevirdik. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Bismil’den ayrılırken, yerel halkın ve basın mensuplarının sıcak ilgisi, yağmurlu geçen ilk günün yorgunluğunu bir anda unutturdu; bize bu uzun yolda yalnız olmadığımızı bir kez daha hatırlattı.

Bizim bu rotayı seçmemiz tesadüfi değildi. Bismil’den Batman’a, oradan doğuya uzanan bu coğrafya, asırlar boyunca medeniyetleri, inançları ve kültürleri birbirine bağlayan kadim Tarihi İpekyolu’nun ana damarlarından biridir.

Deve Kervanlarından Bisiklet Kervanına: İpekyolu’nun Mirası
Tarih boyunca İpekyolu; Çin’den başlayıp Avrupa’ya uzanan, sadece ipek, baharat ve kıymetli kumaşların taşındığı bir ticaret güzergahı değilmişti. O yollardan geçen kervanlar; halkların kültürünü, sanatını, dilini ve en önemlisi ortak kader bilincini taşıyan birer barış köprüsüydü. Kervansaraylarda soluklanan tüccarlar, dilleri farklı olsa da aynı insani değerler etrafında buluşur, bilgi ve hikaye alışverişinde bulunurlardı.

Bugün bizler, 6 kişilik öncü ekibimizle Bismil’den Batman’a doğru pedal çevirirken, işte o bin yıllık İpekyolu ruhunu bisikletin modern diliyle yeniden canlandırıyoruz. Eskiden çölü ve dağları aşan deve kervanlarının yerini, bugün adalet ve dayanışma için dönen bisiklet tekerlekleri aldı. Deve kervanları yüklerini heybelerinde taşırken, bizim bisikletlerimizin arkasındaki okul çantalarından bozma heybelerimizde ise çocuklar için yazılmış mektuplar, resimler ve oyuncaklar var.

Tarihi İpekyolu nasıl Doğu ile Batı arasında ticaretin ötesinde bir dostluk ağı ördüyse; Minab Bisiklet Kervanı da Türkiye’den İran’a uzanan bu güzergahta, emperyalizmin ve savaşın acılarına karşı halkların kardeşlik ağını yeniden dokuyor. Bismil’den Batman’a uzanan bu anlamlı etapta vurduğumuz her pedal, tarihin derinliklerinden gelen bu kutsal mirasın bugün de dimdik ayakta olduğunun en güzel kanıtıydı.

3. Gün (4 Ekim 2026 Pazar): Batman – Veysel Karani (Doğanın İçinde Gönül Yolculuğu)
Türkiye Etaplarında Üçüncü Gün: Batman’dan Veysel Karani’ye Uzanan İklim ve Gönül Yolculuğu

4 Ekim 2026 Pazar günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak Türkiye etaplarımızın üçüncü gününde, Batman’ın kadim topraklarına veda edip Siirt’in manevi kalbi Veysel Karani ilçesine doğru yola çıktık. İlk iki günün ıslatan ve zorlayan sağanak yağmuru artık yerini pırıl pırıl bir gökyüzüne ve tatlı bir güneşe bırakmıştı. Temiz havanın ve bölgenin göz alıcı vadilerinin, dağlarının doğasını seyrederek, tekerleklerimizin altındaki asfaltı adeta bir tuval gibi dokuyarak pedal çevirdik.

Batman’ın medeniyetlere beşiklik etmiş Mezopotamya topraklarından, Dicle'nin kollarını aşarak Veysel Karani’nin o sükûnet dolu atmosferine ulaşmak, sadece coğrafi bir yükseliş değil, ruhsal bir arınma gibiydi.

Veysel Karani’nin Adanmışlığı ve Minab Kervanı’nın Koşulsuz Sevgisi
Veysel Karani denildiğinde akla ilk gelen şey; Görmeden sevmenin, Peygamber sevgisiyle yanmanın ve karşılıksız adanmışlığın en yüce timsalidir. O, Yemen’den Medine’ye uzanan o çetin yolda sadece gönül bağıyla, sadakatle yürümüştü.

İşte Minab Bisiklet Kervanı’nın Batman’dan Veysel Karani beldesine uzanan bu rotadaki varlığı, tam da bu köklü adanmışlık mirasıyla buluştu. Bizler de Türkiye’den çıkıp hiç görmediğimiz, yüzlerini bilmediğimiz ama acılarını yüreğimizde hissettiğimiz Minab çocuklarına doğru yola çıktık.

Batman’ın bereketli topraklarından süzülüp Veysel Karani’ye varırken içimizde hep aynı duygu vardı: Sevmek için, sahip çıkmak için ve acıya ortak olmak için mutlaka aynı dilden konuşmak ya da aynı topraklarda doğmak gerekmiyordu. Veysel Karani’nin o manevi iklimi, bisikletlerimizin arkasındaki okul çantalarında taşıdığımız mektuplara ve oyuncaklara bambaşka bir anlam kattı. Doğa ile iç içe, rüzgarı arkamıza alarak attığımız her pedal, Veysel Karani’den Minab’a uzanan o karşılıksız sevgi ve vicdan köprüsünün birer taşı oldu.

4. Gün (5 Ekim 2026 Pazartesi): Veysel Karani – Bitlis (Zorlu Yokuşlar ve Koca Yürekli Dostlar)

Türkiye Etaplarında Dördüncü Gün: Veysel Karani’den Bitlis’e Zirveler, Tüneller ve Yürekten Ev Sahipliği
5 Ekim 2026 Pazartesi günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak Türkiye etaplarımızın dördüncü gününde Veysel Karani’nin manevi atmosferinden ayrılıp Bitlis’e doğru zorlu bir tırmanışa geçtik. Yola koyulduktan kısa bir süre sonra Doğu Anadolu’nun sert coğrafyası yüzünü gösterdi: Bitlis’e doğru uzanan bitmek bilmeyen, nefes kesen uzun yokuşlar bizi fiziksel olarak oldukça zorlamaya başladı.

Dağların dik yamaçlarının yanı sıra, güzergah üzerindeki dar ve uzun Karayolları tünelleri de bisikletçiler için ciddi bir hayati tehlike oluşturuyordu. Tam da bu noktada, insanlığın ve dayanışmanın en samimi tablolarından biri yaşandı. Bitlis Tatvan’dan bize ulaşan bir destekçi arkadaşımız, kendi imkanıyla ve aracıyla yardımımıza koştu. Bizi daha önce hiç tanımayan, sadece bu kutlu yolculuğun amacını duyunca zamanını, imkanlarını, aracını, evini ve kapısıyla birlikte gönlünü ardına kadar açan böyle koca yürekli insanlarla tanışmak tarifsiz bir duygu. Aynı ideal uğrunda, aynı vicdan çatısı altında yol almak işte tam olarak böyle bir şeydi.

Yollardaki Güvenlik ve Bitlis’te Yükselen Ses
Zorlu tırmanış ve tüneller boyunca güvenlik güçlerimiz de kervanımızı bir an olsun yalnız bırakmadı. Yol boyunca hem Emniyet mensupları hem de Jandarma ekipleri araçlarıyla eskortluk ederek, bu tehlikeli geçitlerde güvenli bir şekilde ilerlememizi titizlikle sağladılar. Onların bu yapıcı ve koruyucu desteği, pedallarımızın daha kararlı dönmesine güç kattı.

Bitlis merkeze ulaştığımızda ilk iş olarak basın mensuplarıyla bir araya geldik. Tarihi Bitlis sokaklarında gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında, Minab çocukları için başlattığımız bu dayanışma hareketinin amacını, barış mesajlarımızı ve zalimlerin karşısındaki dik duruşumuzu kamuoyuna duyurduk.

Akşam saatlerinde ise bizi heyecanla bekleyen ve davet eden yerel sivil toplum kuruluşlarının misafiri olduk. Kurulan sıcak sofralarda, edilen samimi sohbetlerde Bitlis halkının misafirperverliği ve vicdan ortaklığı yorgunluğumuzu bir anda alıp götürdü. Tırmandığımız yokuşlar ne kadar dik olursa olsun, arkamızdaki bu güçlü halk desteğiyle aşamayacağımız hiçbir engelin olmadığını bir kez daha hissettik.

Türkiye Etaplarının Finali (Van Merkez): Büyüyen Kadro ve Tarihi Açıklama

Türkiye Etaplarının Zirvesi: Van Merkezde Tamamlanan Yolculuk ve Yükselen Haykırış
Diyarbakır’dan sağanak yağmur altında, tarihi Ulu Cami’nin önünden başlayan; Bismil, Batman, Veysel Karani ve Bitlis’in dik yokuşları ile tünellerini aşarak süren Minab Bisiklet Kervanı’nın Türkiye etapları, nihayet Van merkezde gururla ve başarıyla tamamlandı.

Yola 6 kişilik fedakâr bir öncü ekiple çıkan kervanımız, Van’a ulaştığında Türkiye’nin dört bir yanından gelen yeni aktivistlerin katılımıyla gücüne güç kattı ve İran etapları için tam 25 kişilik dev bir vicdan hareketine dönüştü. Van Merkez Meydanı’nda toplandığımızda, sadece kilometreleri geride bırakmış bir grup bisikletçi değil; insanlığın ortak vicdanını temsil eden kocaman bir aileydik.

Van Meydanı’ndan Yükselen Ses: "Çocukların Dilinden Amerika’ya ve İsrail’e Sesleniyoruz!"
Van merkezde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında, bu yolculuğun ruhunu ve amacını tüm dünyaya bir kez daha gür bir sesle ilan ettik. Basın açıklamasında dile getirdiğimiz o tarihi ve sarsıcı ifadeler, Van’ın soğuk rüzgarına karışarak sınırların ötesine taşındı:

"Bisikletlerimize başladığımız yolda Tarihi İpek Yolu rotasını izledik ve Van’a ulaştık. Buradan da İran’a geçip Minab şehrine gideceğiz; toplam 3.000 kilometrelik bir etabımız var. 'Minab', Farsçada 'berrak su' anlamına gelir. Ancak Amerika ve İsrail, bu berrak suyu masum çocukların kanlarıyla suladı. Çünkü onlar çocuk öldürmekten, sivil yerleşimleri vurmaktan ve hastaneleri bombalamaktan başka bir şey bilmiyorlar. İnsanlığa karşı açılmış büyük bir savaşları var."

"Biz bisikletlerimizi çocukların okul çantalarından heybeler yaparak, içlerine Türkiye’deki çocuklardan aldığımız mektupları, resimleri ve hediyeleri koyduk; bunları Minab’daki çocuklara götürüyoruz. Çocukların diliyle Amerika’ya sesleniyoruz; çünkü çocukların dili saftır, temizdir, masumdur. Kapitalist sistem ve emperyalizm insanlığı bozmak istiyor. Tarihi İpek Yolu’ndan deve kervanları geçerken insanlar sadece ticaret yapmazdı; kültür alışverişinde bulunur, dostluk kurardı. Sen daha yokken bu yollar vardı. Medeniyetleri ve kültürleri bombayla, savaş uçağıyla yok edeceğini sanıyorsun; ama istediğin kadar büyük gemin olsun, sen kendi lağımında boğulacaksın!"

Yoklama: Onlar Burada, Biz Buradayız!
Van’daki basın açıklamasının en sarsıcı, tüyleri diken diken eden anı ise kervanımıza katılan isimlerle birlikte, Minab'daki okul saldırısında katledilen masum çocukların tek tek adlarının okunduğu o sembolik yoklama oldu. Van meydanından yükselen her "Burada!" nidası, emperyalizme karşı silahsız, saf ve en güçlü direnişin mühürü oldu.

Türkiye etaplarını geride bırakıp 25 kişilik dev kadromuzla İran sınırına doğru pedal çevirirken; arkamızda bıraktığımız dostların desteği ve o çocukların manevi varlığıyla yola devam ediyoruz. Minab’a ulaşana kadar pedallarımız adalet ve barış için dönmeye devam edecek!

İran Etapları (9 Ekim – 21 Ekim)

Razi Sınır Kapısı’ndan İran’a Geçiş
9 Ekim 2026 Cuma sabahı… Minab Bisiklet Kervanı, sabahın ilk ışıklarıyla Razi Sınır Kapısı’ndan İran topraklarına adım atıyor. Daha ilk metrelerde bizleri unutulmaz bir tablo karşılıyor: Çocuklar, yerel yönetim temsilcileri, spor ve kültür bakanlığı yetkilileri, basın mensupları ve sıcacık gülümsemeleriyle İran halkı…

İranlı bisiklet dostlarımızın bizler için hazırladığı afişler ve yol arkadaşlığı eşliğinde pedallarımız bu kez ortak bir his için dönmeye başlıyor. Yol üstünde kurulan dostluk sofrasındaki kahvaltının ardından rotamızı Hoy şehrine kırıyoruz.

Hoy girişinde yine coşkulu bir kalabalık, valisinden cuma imamına, belediye başkanından 7'den 70'e halka kadar herkes orada… Hiç ummadığımız, hayalimizin ötesinde bir ilgi ve sevgiyle karşılaşıyoruz. İran halkı bizi biliyor, bizi bekliyordu. Sınırın ilk günü, yüreğimize hem büyük bir umut hem de çıktığımız bu yolda sonsuz bir güç katıyor.

İran Yollarında İkinci Gün: Urmiye’nin Sıcak Kucağı ve Kardeşlik Köprüleri
Razi Sınır Kapısı’nda atılan o coşkulu ilk adımların ardından, Minab Bisiklet Kervanı olarak rotamızı Urmiye’ye çevirdik. İran etaplarının ikinci günü, sadece coğrafi bir ilerleme değil, halklar arasındaki gönül bağının ne denli derin olduğunu, bisikletin diliyle bir kez daha gözler önüne serdi.

Görüntülerde de hissedeceğiniz üzere, Urmiye’ye vardığımızda bizi sadece konaklayacağımız bir otel değil, dostluğun en somut nişanesi karşıladı. Otelin ana kapısına asılan o büyük, anlamlı afişi gördüğümüz an, bu yolculuğun ne kadar doğru bir amaca hizmet ettiğini bir kez daha yüreğimizde hissettik. Bize verilen bu değer, yorgunluğumuzu bir anda silip süpürdü. Sabahın erken saatlerinden itibaren otel önünde toplanan İranlı bisikletçiler, sadece birer ev sahibi değil, aynı yola baş koymuş yoldaşlar olarak kucakladılar bizi. Birlikte pedal çevirirken dönen tekerlekler, aslında yıllardır örülen dostluk ağlarının en güzel ritmini tutuyordu.

Bir Bisikletten Fazlası: Türk-İran Kardeşliği ve Ortak Gelecek
İki komşu ülke arasındaki ilişkiler, devlet protokollerinin ötesinde, işte bu samimi sokaklarda, karşılıklı atılan pedallarda ve paylaşılan ortak tebessümlerde hayat buluyor. Türk ve İran halkı, tarih boyunca kökleri derinlere uzanan kültürel bağlarıyla her zaman birbirine yakın olmuştur. Bisiklet gibi evrensel bir aracın üzerinde, rüzgara karşı omuz omuza vermek ise bu tarihi kardeşliği bugüne ve geleceğe taşımanın en saf yoludur.

Urmiye caddelerinde halkın bize gösterdiği ilgi, sınırların ve dillerin ötesinde insan kalbinin aynı şeyi hissettiğini kanıtlıyordu. Her el sallayış, her "hoş geldiniz" sesi, iki millet arasındaki sarsılmaz dostluğun ve komşuluk hukukunun en tatlı melodisiydi.

Minab Bisiklet Kervanı: Pedalların Taşıdığı Evrensel Mesaj
Biz bu yola sadece bisiklet sürmek için çıkmadık. Minab Bisiklet Kervanı; halklar arasında dostluk köprüleri kurmak, barışın ve kardeşliğin sesini iki ülke arasında gür bir sesle duyurmak için pedal çeviriyor. Özellikle coğrafyamızın acı sınavlardan geçtiği bu dönemde, masum çocukların hayatını kaybettiği karanlık olaylara karşı bir insanlık duruşu sergilemek, barışçıl bir geleceğin inşasına omuz vermek en temel gayemiz.

Urmiye’de karşılaştığımız o büyük sevgi seli ve otel girişindeki o anlamlı karşılama, bize amacımızın ne kadar doğru ve kutsal olduğunu bir kez daha hatırlattı. Gözyaşının, acının ve sevincin ortak olduğu bu coğrafyada, pedallarımız barış için dönmeye devam ediyor.

İran Yollarında Üçüncü Gün: Batı’dan Doğu’ya Geçiş, Yeniden İnşa Edilen Köprüler ve Tebriz Meydanı'nın Kalbi
11 Ekim Pazar günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak Batı Azerbaycan eyaletinden Doğu Azerbaycan’a uzanan yolda, İranlı yoldaşlarımızla omuz omuza pedal çevirerek üçüncü günümüze başladık. Bu etap, sadece coğrafi bir geçiş değil, aynı zamanda krizlerin ve yıkımların ortasında dimdik ayakta duran bir iradenin tanıklığıydı.

Yolumuz üzerinde, iki eyaleti birbirine bağlayan stratejik bir köprü vardı. Amerika’nın gerçekleştirdiği saldırı sonucu yıkılan bu köprünün üzerinden henüz 7 ay geçmişti. Ancak oraya vardığımızda gördüğümüz manzara, İran devletinin ve halkının direncini gözler önüne seriyordu: Köprü sıfırdan yeniden inşa edilmiş, hayat çoktan normale dönmüştü. Bu güçlü toparlanma hali, İran’ın yaralarını ne kadar hızlı ve kararlı bir şekilde sardığının en somut kanıtıydı.

Tebriz’e Varış ve Sokakların Coşkusu
Akşamüstü saatlerinde tarihi ve kültürel zenginliğiyle yüreğimizde ayrı bir yeri olan Tebriz’e ulaştık. Şehre varır varmaz, günlerdir süren devasa bir hareketliliğin tam ortasında bulduk kendimizi. Tebriz meydanında, tam 210 gündür kesintisiz devam eden Amerika karşıtı halk gösterileri vardı.

Meydana adım attığımız anda coşkulu kalabalığın ezber bozan ilgisiyle karşılaştık. Yüz binlerin buluştuğu o alanda, bisikletlerimizle birlikte bizi doğrudan sahneye davet ettiler. Mikrofonu elime aldığımda, kalbinin sesini dinleyen yüzlerce insana hitap etmenin sorumluluğunu ve gururunu yaşıyordum. Sahnede, Türkiye ve İran halklarının tarihten gelen kopmaz kardeşliğini vurguladım. Amerika ve Siyonist İsrail’in emperyalist saldırıları karşısında boyun eğmeyen, direnişin simgesi olan İran halkının ve mazlumların yanında olduğumuzu en gür sesimizle haykırdık.

Ortak Dil, Ortak Vicdan: Türkçe Seslenen Meydanlar
Tebriz’in sokaklarında ve meydanında en çok dokunan detaylardan biri de dildi. Tebriz halkının çoğunluğunu oluşturan Azeri Türkleri ile aramızda hiçbir yabancılık hissi yoktu. Bizi “Hoş geldiniz” sesleriyle Türkçe karşıladılar; sahnede de, sokaktaki sohbetlerimizde de kelimelerimiz Türkçe buluştu.

Aynı dili konuşmanın ötesinde, aynı vicdanı, aynı mazlumluk bilincini ve aynı direniş ruhunu paylaşıyorduk. Tebriz meydanından yükselen sloganlar ve halkın gözlerindeki kararlılık, Minab Bisiklet Kervanı’nın bu coğrafyaya taşıdığı barış ve dayanışma mesajının ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha tescilledi. Pedallarımız bu kez sadece mesafe kat etmek için değil, emperyalizme karşı ortak bir duruş sergilemek için döndü.
 

İran Yollarında Dördüncü Gün: Tahran Tabiat Parkı'nda Çocukların Gülümsemesiyle Buluşmak
12 Ekim 2026 Pazartesi günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak rotamızın en sembolik duraklarından biri olan başkent Tahran'a ulaştık. Şehrin enerjisini hissetmeye başladığımız anda, İranlı bisiklet dostlarımız bizi yine omuz omuza, büyük bir coşkuyla karşıladılar. Birlikte pedal çevirmenin verdiği o saf sevinç ve özgürlük duygusu, uzun yolun yorgunluğunu bir anda unutturuyordu.

Tahran’ın muhteşem mimarisiyle öne çıkan simge noktalarından Tabiat Parkı'na vardığımızda, bizi sadece bir karşılama töreni değil, bu yolculuğun kalbini oluşturan en anlamlı buluşma bekliyordu. Tabiat Köprüsü üzerinde, Amerika ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Minab çocuklarının hatırasına düzenlenen resim sergisini açtık. Basın mensupları bu anlamlı etkinliğe çok yoğun bir ilgi gösterdi; yapılan röportajlarda kervanımızın amacını, barış ve adalet çığlığımızı tüm dünyaya duyurma fırsatı bulduk.

Havuz Etrafında Çocukça Bir Neşe ve Heybelerdeki Kardeşlik
Serginin ardından, parkın içindeki yeşillikler ve havuzun etrafında İranlı bisikletçilerle birlikte adeta çocukluğumuza dönerek turlar attık. Bisikletlerimizin üzerinde, rüzgarı yüzümüzde hissederken yaşadığımız o anlık neşe, içimizdeki umudun ne kadar taze olduğunu gösteriyordu.

Bu yolculuğun en özel detayı ise bisikletlerimizin arkasındaki heybelerdi. Minab çocukları için çıktığımız bu yolda bisikletlerimizi çocuk okul çantalarıyla donatmıştık. O çantaların içi sadece eşyalarla değil; Türkiye’deki çocukların kalbinden kopup gelen sevgi dolu mektuplarla, rengarenk resimlerle ve oyuncaklarla doluydu. Binlerce kilometre öteden gelen bu kardeşlik köprüsü, iki ülkenin çocuklarını aynı hayal etrafında buluşturuyordu.

İran Yollarında Beşinci Gün: Tahran’da Mola, Canlı Yayınlar ve Azadi Meydanı’nın Heybeti
13 Ekim 2026 Salı günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak hem günlerdir katettiğimiz uzun kilometrelerin yorgunluğunu atmak hem de yolculuğumuzun sesini daha geniş kitlelere duyurmak adına başkent Tahran’da bir günlük mola verdik. Bu mola, sadece kaslarımızı dinlendirmek için değil, kervanımızın taşıdığı barış ve kardeşlik mesajını medya kanallarıyla milyonlara ulaştırmak için büyük bir fırsat oldu.

İran’ın kalbi olan Tahran’da, gün boyunca İran Ulusal Televizyon kanallarının konuğu olduk. Yayınlanan canlı stüdyo programlarında Minab Bisiklet Kervanı’nın ne amaçla yola çıktığını, Türkiye’den taşıdığımız çocuk mektuplarını, dostluk köprülerini ve mazlumların yanında duran omuz omuza duruşumuzu tüm detaylarıyla anlattık. Ekran başındaki izleyicilerin ve medyanın gösterdiği derin teveccüh, attığımız her pedalın ne kadar kıymetli bir karşılık bulduğunu bir kez daha hissettirdi.

Özgürlüğün Simgesi: Azadi Meydanı’nda Dönüşen Pedallar
Televizyon yayınları ve medya çalışmalarının ardından, Tahran’ın ve İran’ın dünyaca bilinen simgesi olan tarihi Azadi Meydanı’na geçtik. Azadi, kelime anlamıyla "Özgürlük" demekti ve biz de tam olarak bu ruhla heybetli Azadi Kulesi’nin gölgesinde bisikletlerimizle turlar attık.

Tarihin ve mimarinin o görkemli atmosferinde pedal çevirirken, hem başkentin ritmini içimizde hissettik hem de ertesi gün yeniden yollara düşmek üzere moral ve güç depoladık. Azadi Meydanı’ndan yükselen özgürlük ve kardeşlik fısıltıları, kervanımızın hafızasına silinmeyecek birer hatıra olarak kazındı.

İran 6. Gün (14 Ekim 2026 Çarşamba): Kum (Maneviyatın ve Huzurun Şehri)

İran Yollarında Altıncı Gün: İnancın, Huzurun ve Maneviyatın Şehri Kum
14 Ekim 2026 Çarşamba günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak başkent Tahran’a veda edip yönümüzü İran’ın manevi kalbi ve ilim merkezi olan Kum şehrine çevirdik. Yol boyunca bozkırın dinginliği ve rüzgarın ritmi eşliğinde dönen pedallarımız, bizi adım adım bu kadim coğrafyanın en huzurlu duraklarından birine taşıdı.

Kum şehri, İslam alemi ve özellikle İran halkı için derin bir manevi anlam taşıyor. Peygamber Efendimizin torunlarından, On İki İmam’ın yedincisi İmam Musa el-Kazım’ın kızı ve İmam Rıza’nın sevgili kız kardeşi Hz. Fatıma Masume’nin türbesi bu mukaddes şehirde yer alıyor. Şehre adım atar atmaz hissettiğimiz o dingin atmosfer, kubbenin altın ışıltılarıyla birleştiğinde yolculuğumuzun yorgunluğunu üzerimizden söküp aldı.

Mavi Kubbenin Gölgesinde Manevi Bir Mola
Kum’a varışımızın ardından ilk iş olarak Hz. Fatıma Masume Türbesi’ni ziyaret ettik. Avluya adım attığımız andan itibaren etrafımızı saran o derin sessizlik ve duaların huzuru, bizlere bu uzun ve meşakkatli yolculukta büyük bir ruhsal ferahlık sundu. Türbe ziyaretinde hem kaybettiğimiz masum canlar ve Minab’ın şehit çocukları için dualar ettik hem de Türk ve İran halklarının birlik, beraberlik ve barış içinde yaşaması dileklerimizi Yüce Yaradan’a sunduk.

Kum Şehri ve Minab Bisiklet Kervanı'nın Birleşen Yolu
Kum şehri, tarihi boyunca sadece dini eğitim ve ilim merkezi olmakla kalmamış, aynı zamanda haksızlığa karşı direnişin ve adalet arayışının da önemli kalelerinden biri olmuştur. İşte tam da bu yüzden, Minab Bisiklet Kervanı’nın Kum’dan geçmesi ve bu kutsal beldede soluklanması sıradan bir rota tercihi değildi.

Bizim pedallarımız; acıya, savaşa ve masum çocukların katledilmesine karşı duran vicdanın sesini taşıyor. Kum şehrinin derin manevi iklimiyle buluşan kervanımız, Türkiye’den getirdiğimiz kardeşlik ve adalet mesajını bu kutsal mekanda dualarla harmanladı. Kum halkının ve ziyaretçilerin bisikletlerimize gösterdiği samimi ilgi, vicdanın ve kardeşliğin dilinin her yerde aynı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Maneviyatla tazelenen ruhumuz ve güçlenen inancımızla, yolumuza devam etmek üzere heybelerimizi sevgiyle doldurduk.

İran 7. Gün (15 Ekim 2026 Perşembe): İsfahan (Coşku ve Gösteriler)

İran Yollarında Yedinci Gün: Renklerin, Coşkunun ve Tarihin Şehri İsfahan
15 Ekim 2026 Perşembe günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak akşamüstü saatlerinde "Nısf-ı Cihan" yani "Dünyanın Yarısı" olarak anılan tarihi İsfahan şehrine ulaştık. Şehre adım attığımız ilk anlardan itibaren bizi karşılayan atmosfer, bu uzun yolculuğun en hareketli ve en unutulmaz etaplarından birinin başladığını müjdeliyordu.

İsfahan’ın geniş bulvarları ve tarihi meydanları hıncahınç doluydu. Şehir halkı, Amerika ve İsrail’in saldırılarına karşı tek yürek olmuş, meydanları büyük bir kararlılıkla doldurmuştu. Kervan olarak biz de bu haklı ve onurlu duruşa destek vermek üzere doğrudan gösterilere katıldık. İsfahan’da gerçekleşen etkinlikler, hem taşıdığı yüksek duygu hem de görselliğiyle son derece dinamik ve renkli görüntülere sahne oldu.

Patenciler, Marşlar ve Dalgalanan Bayraklar
Görüntülerde de tüm canlılığıyla göreceğiniz üzere, İsfahan sokaklarındaki karşılama adeta bir şölen havasındaydı. Sadece İranlı pedaldaşlarımız değil, ayaklarında patenleriyle bize katılan gençler de bu yürüyüşe büyük bir enerji kattı. Bir ellerinde devasa boyutlardaki bayrakları gururla taşıyan, diğer yandan süratle bisikletlerimizin yanında süzülen gençlerin heyecanı tüm şehre yayıldı.

Kervanımızın önünde seyreden öncü araçtan yükselen mersiyler ve coşkulu İran marşları, caddelerdeki kalabalığın yankısıyla birleşti. Müziğin ve marşların ritmiyle tempomuzu artırırken, İsfahan halkı yol kenarlarından bizleri alkışlarla ve sevgi gösterileriyle selamladı. Pedallarımız bu kez İsfahan’ın o köklü tarihinin gölgesinde; adalet, dayanışma ve mazlumların sesi olmak için bir kez daha umutla döndü.

İran 8. Gün (16 Ekim 2026 Cuma): İsfahan (Nakş-ı Cihan, Cuma Namazı ve Şehitlik)

İran Yollarında Sekizinci Gün: "Dünyanın Yarısı" İsfahan’da Tarihe, İnanca ve Şehitlere Saygı
16 Ekim 2026 Cuma günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak medeniyetlerin gerdanlığı İsfahan’da kalmaya ve bu eşsiz şehrin ruhunu içimize çekmeye devam ettik. Doğu mimarisinin ve estetiğinin zirvesi sayılan İsfahan, tarih boyunca şairlerin ve gezginlerin ilham kaynağı olmuştur. Eskilerin "İsfahan nısf-ı cihan" — yani "İsfahan dünyanın yarısıdır" — diyerek taçlandırdığı bu kadim şehirde bisiklet sürmek, zamanda büyülü bir yolculuğa çıkmak gibi büyük bir ayrıcalık ve tarifsiz bir his.

Günün ilk saatlerinde, dünyanın en büyük ve görkemli meydanlarından biri olan tarihi Nakş-ı Cihan Meydanı’nda bisikletlerimizle tur attık. Dört bir yanını sarıp sarmalayan Safavi mimarisi eserlerinin, muazzam çini ustalıklarının ve devasa kubbelerin gölgesinde dönen pedallarımız; geçmişin ihtişamıyla günümüzün insanı dayanışmasını aynı karede buluşturdu. "Dünyanın yarısını" temsil eden bu meydanda, bizler de kalbimizin diğer yarısını oluşturan Minab çocuklarının adalet ve barış çığlığını pedal pedal nakşettik.

Mavi Kubbeler Altında Cuma Namazı ve Şehitlerin Huzurunda Saygı
Meydandaki tarihi sürüşün ardından, İsfahan’ın manevi ikliminde kenetlenmek üzere Cuma namazı için saf tuttuk. Binlerce insanla yan yana, aynı dualarda buluşmak, yolculuğumuzun kardeşlik bağlarını bir kez daha perçinledi. Cuma namazının huzuruyla kılınan dualar, sınırların ötesindeki gönül birliğimizi göklere taşıdı.

Namaz sonrasında ise günün en duygusal ve anlamlı durağına, İsfahan Şehitliği’ne geçtik. Vatanları, inançları ve bağımsızlıkları uğruna canlarını feda eden şehitlerin kabirleri başındaki ziyaret, vicdan sorumluluğumuzu bir kez daha derinleştirdi. Amerika ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden masum Minab çocuklarını ve tüm şehitleri dualarla andık. İsfahan’da geçirdiğimiz bu Cuma günü; tarihi mirası, manevi derinliği ve şehitlerin aziz hatırasıyla Minab Bisiklet Kervanı’nın unutulmaz sayfaları arasındaki yerini aldı.

İran 9. Gün (17 Ekim 2026 Cumartesi): Şiraz (Korkuya Karşı Direniş)

İran Yollarında Dokuzuncu Gün: Şiraz’ın Şiirsel Sokaklarında Korkuya Karşı Barışın Pedalları
17 Ekim 2026 Cumartesi günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak İran etaplarımızın dokuzuncu gününde, Doğu kültürünün, şiirin ve güllerin şehri Şiraz’a ulaştık. Gün boyunca katedilen kilometrelerin ardından akşam saatlerinde şehre girdiğimizde, Şiraz’ın sokaklarını dolduran binlerce insanın kararlı ve dik duruşu bizleri karşıladı.

Vakit kaybetmeden, şehirde düzenlenen devasa Amerika ve İsrail karşıtı gösterilere katıldık. Kalabalığın arasına bisikletlerimizle girdiğimiz an, meydanlardan yükselen ses ile bizim pedallarımızın ritmi tek bir vicdan çığlığında birleşti.

Emperyalizmin Korku İmparatorluğuna Pedallarla Verilen Yanıt
Yıllardır insanlığı, coğrafyaları ve toplumları bomba tehditleriyle, askeri güçle ve korkuyla yönetebileceğini sanan Amerikan emperyalizmine ve işgalci zihniyete karşı verilebilecek en asil, en güçlü cevabı tam da bu yolda verdik.

Bizler silahların, füzelerin ve tehditlerin gölgesinde sinmek yerine; masum çocukların mektuplarını, oyuncaklarını ve barış mesajlarını bisikletlerimizin heybelerine yükleyip binlerce kilometre yol katettik. Şiraz meydanlarından tüm dünyaya haykırdığımız mesaj nettir: "Sizin katliamlarınızdan, bombalarınızdan ve insanlığı esir almaya çalışan silahlarınızdan korkmuyoruz!"

Bisiklet gibi en yalın, en barışçıl araçla çıkılan bu yolculuk; emperyalizmin dayattığı korku duvarlarını yıkan, halkların kardeşliğini ve direniş iradesini zirveye taşıyan canlı bir abideye dönüştü. Şiraz’ın tarihi dokusunda yankılanan bu duruş, kervanımızın meşalesini Minab’a doğru daha da gururla taşımamızı sağladı.

İran 10. Gün (18 Ekim 2026 Pazar): Şiraz (Şairlerin Mezarları ve Kervansaraylar)

İran Yollarında Onuncu Gün: Şiraz’ın Şiirsel Sokaklarında Şairlerin Gölgesinde Bir Yolculuk
18 Ekim 2026 Pazar günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak İran etaplarımızın onuncu gününe sabahın ilk ışıklarıyla başladık. Şiraz’ın sabah serinliğinde, İranlı bisiklet dostlarımızla birlikte sokaklara çıktık. Şiraz sadece bir şehir değil; Doğu’nun kalbine dokunan, kelimelerin ve duyguların dünyayı güzelleştirdiği zengin bir şiir coğrafyası...

Günün ilk saatlerinde pedallarımız, dünya edebiyatına yön veren büyük mütefekkir ve şair Sâdi-i Şîrâzî ile gönül erlerinin dili Hâfız-ı Şîrâzî’nin türbelerine doğru döndü. Yeşillikler ve güller arasındaki bu huzur dolu ziyaretlerde, asırlar öncesinden günümüze ulaşan dizeler bisikletlerimizin temposuna fısıldandı adeta.

Sâdi-i Şîrâzî’nin İnsanlık Hikmetinden Minab’ın Vicdan Kervanına
Sâdi-i Şîrâzî, yüzyıllar öncesinden insanlığa şöyle seslenmişti:
"Beniâdem a’zâyı yekdîgerend / Ki der âferîniş zi yek gevherend / Ço uzvî be derd âvered rûzgâr / Diger uzvhâ râ nemâned karâr..."
(İnsanoğulları bir bedenin uzuvları gibidir; zira aynı cevherden yaratılmışlardır. Zaman bir uzva elem verirse, diğer uzuvlarda da karar kalmaz...)

İşte Minab Bisiklet Kervanı, Sâdi’nin bu ölümsüz hikmetinin günümüzdeki canlı bir tezahürüdür. Siyonist bombaların ve emperyalist saldırıların altında Minab’da can veren 168 masum çocuğun acısı, Türkiye’den İran’a kadar tüm vicdan sahibi yüreklerde hissedildi. Bizlerin rahat yataklarımızda duramayıp yollara düşmesi, pedalları barış ve dayanışma için döndürmesi tam da bu yüzdendir: Bedene düşen o yangın, bizde de karar bırakmadı.

Şiirle Sevgiyle ve Umutla Minab’a Doğru
Hâfız’ın meclisinden Sâdi’nin bahçelerine uzanan bu ziyaret, yol yorgunluğumuzu ruhsal bir tazelenmeye dönüştürdü. Bisikletlerimizin arka heybelerinde taşıdığımız çocuk mektupları ve oyuncaklar; Şirazlı şairlerin insanlığa miras bıraktığı sevgi, merhamet ve adalet tohumlarıyla bir kez daha harmanlandı.

Şiraz’ın şiir kokan caddelerinde vurduğumuz her pedal stroke'u, zulme karşı zarafetle, korkuya karşı insanlıkla verilmiş en güzel şiirsel yanıt oldu. Şairlerin huzurundan aldığımız bu derin ilham ve manevi güçle, kervanımızın son durağına doğru inançla ilerlemeye devam ediyoruz.

Tarihin İzinde Onuncu Günün Devamı: Şiraz Sokakları, Kervansaraylar ve Taşlara Kazınan İpekyolu
18 Ekim 2026 Pazar günü, Şiraz’ın büyük şairlerinin huzurundaki manevi moladan sonra pedallarımızı bu kez şehrin tarih kokan sokaklarına ve kadim kervansaraylarına doğru çevirdik. Şiraz’ın taş döşeli caddelerinde ve heybetli kervansaray avlularında yürürken, bisikletlerimizin tekerlekleri adeta zamanın katmanları arasında bir yolculuğa çıktı.

Yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı’yı, farklı kültürleri ve insanları birbirine bağlayan tarihi İpekyolu, sadece bir ticaret rotası değildi. O yollardan geçen kervanlar; kumaşın ve baharatın yanında fikirleri, şiirleri, dostluğu ve kardeşliği taşırdı. Kervansaraylar ise yorgun yolcuların soluklandığı, farklı dilleri konuşan insanların aynı sofra etrafında insanlık ortak paydasında buluştuğu birer dostluk limanıydı.

Deve Kervanlarından Bisiklet Kervanına: Zaman Değişir, Vicdanın Yolu Değişmez
Asırlar önce bu topraklardan geçen deve kervanlarının çan sesleri nasıl coğrafyaları birbirine bağladıysa, bugün bizim Minab Bisiklet Kervanı olarak döndürdüğümüz tekerlekler de aynı tarihi misyonu üstleniyor.

Eskiden develerin heybelerinde ipekler, baharatlar ve mektuplar taşınırdı; bugün bizim bisikletlerimizin okul çantalarından bozma heybelerinde ise çocukların barış resimleri, Türkiye’den gelen mektuplar ve oyuncaklar var. Deve kervanlarının ağır ve kararlı adımları, yerini bisikletçilerin adalet ve dayanışma için attığı pedallara bıraktı.

Şiraz Kervansarayı’nın gölgesinde durup baktığımızda şunu çok daha net anladık: Zaman değişir, vasıtalar değişir; ama halkları birbirine bağlayan, kültürleri kaynaştıran ve zalimlere karşı ortak vicdanı diri tutan o kervan ruhu asla değişmez. İpekyolu’nun mirasını pedallarımızla geleceğe taşımaktan gurur duyuyoruz.

İran 11. Gün (19 Ekim 2026 Pazartesi): Lamerd (Yaralı Okul ve Acı İle Yüzleşme)

İran Yollarında On Birinci Gün: Lamerd’in Yaralı Sokağı ve Vicdanı Sızlatan O Enkaz
19 Ekim 2026 Pazartesi günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak İran etaplarımızın on birinci gününde Lamerd iline ulaştık. Yolculuğumuzun bu durağı, rotamızın taşıdığı insani ve vicdani sorumluluğun en derin, en sarsıcı anlarından birine sahne oldu. Lamerd’de bizleri neşeli karşılamalar değil; emperyalizmin acımasız yüzünün geride bıraktığı derin yaralar ve masum çocukların hüzünlü hatıraları karşıladı.

Burada, Amerikan emperyalizminin ve hedef gözetmeyen saldırılarının en somut ve kan donduran tanıklıklarından biriyle yüzleştik. Kısa süre önce hedef alınan, masum gençlerin ve çocukların eğitim aldığı okul ile spor salonu o menfur saldırıda bombalanmış, ebediyen sessizliğe bürünmüştü. Haberlere ve uluslararası kamuoyuna da yansıdığı üzere; Lamerd’de spor salonuna düzenlenen bu canice saldırıda 21 genç ve çocuk katledilmiş, bu insanlık dışı kıyım uluslararası hukuka ve vicdanlara kazınan ağır bir savaş suçu olarak kayıtlara geçmişti.

Yıkıntıların Arasında Kalan Hayatlar ve Ailelerin Feryadı
Bomba izlerinin hâlâ taptaze olduğu o yıkık okulu ve spor salonunu gezdiğimiz an, içimizdeki öfke ve acı katbekat arttı. Kalem tutması, top oynaması, spor yapması gereken gençlerin hayalleri beton yığınlarının altına gömülmüştü.

Ziyaretimizin en ağır ve yürek burkan anı ise bu vahşi saldırıda evlatlarını yitiren şehit aileleriyle buluşmamız oldu. Annelerin gözyaşlarına, babaların sessiz feryatlarına ortak olduk. Saldırıdan mucizevi şekilde sağ kurtulan, ama ruhunda ve bedeninde o karanlık gecenin izlerini taşıyan çocuklarla kucaklaştık. Onlara Türkiye’den uzanan ellerimizle sarılırken, bisikletlerimizin heybelerindeki mektupları ve oyuncakları bu kez Lamerd’in yaralı çocuklarına ve şehit ailelerinin yüreğine su serpmek için sunduk.

Başka Bir Okul, Başka Bir Umut: Çocukların Gözlerindeki Işık
Lamerd’deki acı hüzün meclisinin ardından, yakınlardaki başka bir okulu ziyaret ederek öğrencilerle bir araya geldik. Yıkılan bir okulun acısını, ayakta kalan diğer okullardaki çocukların masum gülümsemeleriyle ve gözlerindeki pırıltıyla sarmaya çalıştık.

Minab Bisiklet Kervanı olarak biz bu yola sadece tur yapmak için değil; Lamerd’de, Minab’da ve dünyanın dört bir yanında bombalarla karartılmak istenen çocukların sesini dünyaya haykırmak için çıktık. Spor salonlarında can veren 21 gencin ve 168 masum çocuğun hatırası önünde bir kez daha söz veriyoruz: Emperyalizmin karanlığına karşı barışın pedallarını döndürmekten, mazlumların sesini gür bir sesle savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Lamerd’in yaslı ama direngen sokaklarından aldığımız bu derin sorumluluk bilinciyle rotamızı son duraklarımıza doğru çeviriyoruz.

İran 12. Gün (20 Ekim 2026 Salı): Bandar Abbas (Stratejik Körfez ve "Go Home Yankee!")

İran Yollarında On İkinci Gün: Stratejik Liman Bandar Abbas ve Körfezin Sessiz Çığlığı
20 Ekim 2026 Salı günü, Minab Bisiklet Kervanı olarak İran etaplarımızın on ikinci gününde, Basra Körfezi’nin mavi sularıyla buluştuğumuz stratejik liman kenti Bandar Abbas’a ulaştık.

Hürmüzgan eyaletinin yönetim merkezi olan Bandar Abbas; Fars Körfezi ile dünya ticaretinin ve petrol naklinin kalbi olan Hürmüz Boğazı’nın kesişiminde yer alan, jeopolitik olarak dünyanın en hassas ve kritik noktalarından biridir. Körfezin kıyısında durup coğrafi haritaya baktığınızda gerçeğin çıplaklığı yüzünüze çarpıyor: Körfezin bir yakası baştan başa İran kıyısı, yani bu toprakların gerçek sahiplerine ait. Peki, binlerce kilometre öteden gelip bu sulara demir atan, coğrafyaları ateşe veren Amerika’nın burada ne işi var?

"Go Home Yankee!": Basra Körfezi’nden Yükselen İsyan
İşte biz tam da bu soruyla, "Go Home Yankee!" diyerek yola çıktık. Bandar Abbas’ın sahil şeridinde bisikletlerimizle gezerken, Basra Körfezi’nin dalgaları adeta bu haklı isyanımızın ritmini tutuyordu. ABD’nin sadece İran ve Basra Körfezi’nde değil; Latin Amerika’dan Asya’ya, Grönland’dan Orta Doğu’ya kadar dünyanın dört bir yanında sürdürdüğü bu işgalci politikaya karşı ses yükseltiyoruz.

Dünyaya patronluk taslama, silah zoruyla eşkıyalık yapma ve masum milletlerin kaderine müdahale etme dönemi artık bitmiştir! Bandar Abbas sahillerinde pedal çevirirken bir kez daha çok net anladık ki; ABD ve emperyalist güçler bu coğrafyaya barış, demokrasi ya da insanlık yararına hiçbir şey getirmiyor, getiremez de. Onların varlığı sadece gözyaşı, yıkım ve sömürü demek.

Basra Körfezi’nin serin rüzgarına karşı döndürdüğümüz pedallarımızla, emperyalizmin bu adaletsiz düzenine karşı dünya halklarının ortak direnişini ve haklı sesini Bandar Abbas’tan tüm okyanuslara ve kıtalara haykırıyoruz.

İran 13. Gün ve Final (21–22 Ekim 2026): Minab (Şeceretü’s-Tayyibe Okulu ve Unutulmaz Yoklama)

Minab Bisiklet Kervanı'nın Son Durağı: Şeceretü’s-Tayyibe Okulu ve Unutulmayacak Final
21 Ekim 2026 Çarşamba günü… 2 Ekim’de Diyarbakır’dan yola çıkan Minab Bisiklet Kervanı, 13 gün boyunca katedilen binlerce kilometrenin, aşılan sınırların ve sarsılmaz dostlukların ardından nihai hedefine, Minab şehrine ulaştı. Pedallarımız bu kez doğrudan Amerikan ve İsrail saldırısının hedefi olan, 168 masum canın hayattan koparıldığı Şeceretü’s-Tayyibe Okulu’nun önünde durdu.

Akşamın karanlığı çökerken, yıkıntılar arasındaki o mahzun okul bahçesinde durmak vicdanlarımıza ağır bir yük gibi oturdu. Yıkık duvarların ortasına dizilmiş öğrenci sıralarına oturduk ve yolculuğumuzun en boğaz sıkıcı, en sembolik anını gerçekleştirdik: Yoklama.

Kervanımıza katılan arkadaşlarımızın isimleri tek tek okunduğunda gür bir sesle "Burada!" cevabı yükseldi. Ardından, bu topraklarda katledilen o 168 masum çocuğun isimleri okunmaya başlandı… Her bir çocuğun adında, sıralarda oturan tüm yürekler hep bir ağızdan haykırdı: "BURADA!" O an anladık ki; biz bu yolculuğu sadece kendi gücümüzle değil, o çocukların masum ruhları ve maneviyatıyla birlikte tamamlamıştık. Onlar hiç ayrılmamış, yol boyunca pedallarımıza güç vermişlerdi.

Gündüzün Işığında Açılan Katliam Tablosu ve Katil Yüzler
Gece yapılan o hüzünlü yoklamanın ardından, ertesi gün gündüz gözüyle tekrar Şeceretü’s-Tayyibe Okulu’na geldik. Güneş ışığı, emperyalist vahşetin ve insanlık dışı kıyımın gerçek boyutlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.

Defterlerin, kitapların, kırılmış kalemlerin ve patlamanın şiddetiyle tanınmaz hale gelmiş sınıfların arasında yürüdük. Bir eğitim yuvasını, çocukların geleceğe dair hayaller kurduğu sınıfları bombalayacak kadar gözü dönmüş olan ABD ve Siyonist İsrail rejimi, bu yıkıntılar arasında asıl katil yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiş oldu. Askeri hedef olmayan, tamamen sivil ve çocuk dolu bir okulu vurmak; insanlığa, hukuka ve vicdana karşı işlenmiş bağışlanamaz bir insanlık suçudur.

Binlerce Kilometrenin Ardından Gelen Zirve: Unutmayacağız, Unutturmayacağız!
Diyarbakır’dan Minab’a uzanan bu 3.000 kilometrelik yolculuk; bisikletlerimizin arkasındaki okul çantalarında taşıdığımız mektuplarla, oyuncaklarla ve barış çığlığıyla hedefine ulaştı. Minab Bisiklet Kervanı, katillerin unutturmak istediği masum canların sesi oldu.

Şeceretü’s-Tayyibe Okulu’nun enkazı önünde noktaladığımız bu final, aslında bir bitiş değil; emperyalizme, savaşa ve çocuk katliamlarına karşı yaktığımız meşalenin tüm dünyaya yayılmasıdır. O çocukların adı ve hatırası, pedallarımızın döndüğü her yerde yaşamaya devam edecek!

فرم را پر کنید. ما به زودی برمی گردیم

Form ulaştı.

ما را در شبکه های اجتماعی دنبال کنید.

  • Instagram
  • YouTube
bottom of page