O dar sokakta ne var?



Bisiklet inisiyatifi, hayatta aynı zamanda bisiklet üstünde dengede kalabilmek için harekete geçenlerin; hayallere pedallarken dengede kalmaya çalışanların hikayesi olarak doğmuş. Ben de kısa bir süre önce bu hayallere ortak oldum.


Ne ara hayallere pedallamak hayalim olmuştu? Küçükken tek hayalim karne hediyesi olarak bana küçük kırmızı bir bisikletin alınmasıydı, alınmıştı da. Hayalim gerçekleşmişti. İşte çoğu çocuk için orda bu hikaye biterken ben bu hikayenin daha başındaymışım.


Bisiklet üstünde özgür olduğumu hissedişimin ilk tohumu o yaşta atılmıştı. Annem tedirgin bir şekilde “Çocum sadece pastaneye kadar git gel oyalanma!” derken ya da “Evin çevresinden çok uzaklaşmayın bak.” diye uyarırken ben de aslında bunlara uyacağımı düşünürken bisikletin üstünde bana bir şeyler oluyordu. “Sağdan değil de bu sefer soldan gitsem?”, “Şu dar sokakta ne var ki acaba?” diye düşünmeden edemiyordum. Çocuktum, çoğu kararı vermek benim elimde değilken o dar sokağa girmek istiyordum ve giriyordum, kararı ben veriyordum. Bisikleti çocuklar için bu kadar özel yapan şey belki de budur, özgürce karar verebilme hissi.


Çocukken sadece mahallemizin yollarını keşfedebiliyorduk, özgürlüğümüz o yolların bittiği yere kadardı hatta kaldırımlar kadardı öyle değil mi? Yola asla çıkamazdık annemiz görse bağırıverirdi birden “Arabalar geliyor bak kaç kaç!”. Peki ya büyüyünce? Annemizin kaldırımdan gitmiyoruz diye kızan bakışları, oyalanmadan eve dön diyen parmak gösterişi; arkadaşlarımızın düştük diye gülüp dalga geçmeleri yok. Bisikletimizi ulaşım aracı olarak veya çocukluğumuzdaki gibi gezip yaramazlıklar yapma amaçlı kullanmamak için hiçbir sebebimiz yokken neden bisikletimizi depolara kaldırıyoruz ya da neden bir ulaşım aracı seçeneği olarak görüp satın almıyoruz?


Sizin nedeniniz ne bilmiyorum ama ben kendi nedenimi bir yıl kadar önce buldum. Her zaman kaldırımdan gitmeliydim sanki bisiklet sürerken. "Arabalar her an çarpabilir, kaldırım olmayan bir yola asla bisikletle giremem." hep böyle söylüyormuşum meğer kendime. Sonradan öğrendim bisikleti kaldırımda sürmenin yayalara saygısızlık olduğunu.


Geçen sene bisikletimi aldığımda ilk sürüşlerim hep mahalledeydi, hep kaldırımda, hep arabalardan en uzakta. Ee hani büyümemiş miydim ben? Mahallenin dışına çıkamaz mıydım artık? Çıkabilirdim ama çıkmıyordum. Öğrenilmiş çaresizlik mi diyorlardı bunun adına? Her neyse bir gün sosyal medyada 'Süslü kadınlar bisiklet turu' diye bir sayfaya denk geldim. Gördüm ki birçok kadın bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullanıyor, işe bisikletiyle gidiyor. Hatta en şaşırtıcı tarafı da şuydu; eşofman giymiyorlardı, şıkır şıkır iş kıyafetleriyle biniyorlardı bisikletlere. Topuklu giyenini bile gördüm. Bu bana öyle bir cesaret verdi ki ertesi günü işe bisikletle gitmek için yola koyuldum hem de topuklularımla. Yine arabalardan uzakta sürdüm ama hedefime ulaşmıştım. Bisikleti ulaşım aracı olarak kullanabileceğimin ilk kanıtıydı aslında kendime.


Hala korkuyordum arabalardan ama gitmek istediğim, gitmem gereken yerlere ne olursa olsun bisikletle gidecektim artık; inat etmiştim sanki o dönemde, pandeminin de etkisiyle dolmuşa binmemeye yemin etmiş gibiydim. Telefonumdan haritayı açıp tutturuyordum bisikletime ve ne olursa olsun onunla gidiyor onunla dönüyordum.


Yanlış yolu seçip bisikleti merdivenler boyu elimde taşıdığım oluyordu, saçma yollarda dimdik yokuşlar çıkıyordu bir anda karşıma, bazen arabalardan dolayı tehlike çanları çalarken sürmeyip bisikletle yürüdüğüm oluyordu. Araba sürer gibi özgürce süremiyordum yollarda. Kaldırım taşıyordu beni hep.

Bir gün benim de üyesi olduğum Hacettepe Bisiklet Kulubü'yle birlikte bir bisiklet yolunun ilk sürüş etkinliğine katıldım. Etkinlik bittiğinde dönüş sürüşünü yine kaldırımdan yapmayı planlarken kulüpten bir arkadaşım bana eşlik edebileceğini söyledi. Ben tam kaldırıma doğru yönelirken arabaların vızır vızır geçtiği yolun sağına yönlendirdi beni. Ve artık yoldaydım. O önde ben arkada yolda arabalardan korkmadan geçen bir yarım saat. Belki sohbet ederek sürdüğümüz için belki de bilinçli birinin yanımda oluşu beni epey rahatlattığı için çok kolay gelmişti arabalarla birlikte sürebilmek. Arkada güvende hissediyordum ama yalnızdım, tek başıma yoldaydım sanki ve başarıyordum. İşte o his ertesi günlerde artık her yolu kullanabileceğimi göstermeye başlamıştı bana. Yayaları sonunda rahat bırakacaktım.


Kendi hikayemi sizinle paylaşmak istedim çünkü ben bu geçiş aşamasını yaşamadan önce düzenli bisiklet kullandığını bildiğim kişilerin sanki daha ilk sürüşlerinde kilometreler yaptıklarını, bisikletle istedikleri yere gidebildiklerini, trafikten hiç korkmadan sürebildiklerini -belki de bazıları öyledir, kimsenin hikayesini dinlemedim ben- düşünürdüm. Ama benim hikayem belki de sınırlarınızı yanlış yere çizdiğinizi fark ettirir. O dar sokakta ne var diye merak eden çocuk belki de sizsiniz ve belki de bu hikaye sizin hikayeniz olur.


Birdane Aydın